Facebook
Anasayfa WtC Bülten Nedir Bu Mikrobiyom?
23.02.2022

Nedir Bu Mikrobiyom?

Sevgili Begüm Güzel Güngör'ün, IG adıyla mind.on.beauty'nin Güzellik Yayında için hazırladığı kaynak değerinde bir çalışmayla karşınızdayız. Begüm, iki bölüm şeklinde ele aldığı konunun bu ilk nüshasında mikrobiyomu işliyor. Önümüzdeki hafta yayınlanacak ikinci bölümdeyse, akne tedavisinde devrim niteliğinde bir dönüşüm yaratan YUN'un yaratıcılarıyla yaptığı samimi sohbet bu sayfada yer alacak. Eğer siz de "Sahi, neydi bu mikrobiyota, mikroflora, pro/pre/post biyotik?" Diyorsanız, Kulube Hoş Geldiniz!

Mikrobiyom Nedir ve Ne İşe Yarar?

Önce temel bilgilerle başlayalım: 17. yüzyılda Antonie van Leewenhoek’in keşfinden bu yana, insan vücudundaki mikrobiyota çalışmaları devam ediyor ve bugün, tüm vücudumuzu 100 trilyona yakın bakteri, virüs, mantar ve türevi mikroorganizmayla paylaşıp birbirimizden faydalandığımızı biliyoruz. Hatta vücudumuzun yaklaşık %90’ı mikroorganizmalardan ve sadece %10’u insan hücresinden oluşuyor. Temizlik meraklıları için düşünmesi pek hoş olmasa da, mikroorganizmalarımızla aradaki dengeyi bozmadığımız sürece mutlu mesut yaşayıp gidiyoruz.

Bağırsaklarımız, burnumuz, ağzımızın içi, akciğer mukozamız, kafa dâhil tüm derimiz başta olmak üzere vücudumuzdaki bu mikroorganizmaların tamamına “mikrobiyota”, bu mikroorganizmaların genomuna ise “mikribiyom” deniyor. “İnsan mikrobiyomu” terimi 2000 yılında Nobel ödüllü Joshua Lederberg tarafından, “bizim vücut alanımızı paylaşan komensal, simbiyotik ve patojenik mikroorganizmaların ekolojik topluluğu” nu tanımlaması için önerildi ve kabul gördü.

2007’de ABD Ulusal Sağlık Enstitüsü’nün (NIH) girişimiyle başlatılan İnsan Mikrobiyom Projesi (HMP), Avrupa ve Asya’nın da katılımıyla dünya genelinde bu büyük gizemi çözmek ve mikroorganizmaların sağlığa etkilerini anlamak için sürdürülüyor. Sağlık alanında şimdiye kadar ana odak noktası, hastalığa sebep olan mikroorganizmaların yok edilmesi olmuştu ama şimdi bu amaçla kullanılan ilaçlar, temizlik malzemeleri ve kişisel bakım ürünlerinin, sterilize şehirli yaşam tarzıyla birleşince insan mikrobiyomunun dengesini ciddi şekilde bozduğuna ve daha önce var olmayan hastalıkları yarattığına inanılıyor. 

Cilt Mikrobiyomu

İnsan mikrobiyomunun büyük bir kısmı bağırsaklarda yer alsa da, son zamanlarda birçok problemin çözüm arayışında “cilt mikrobiyomu” da mercek altına alındı. Cilt mikrobiyomu, cildimizdeki bariyer fonksiyonuyla birlikte bizim dış etkenlere karşı birincil koruma kalkanımızı oluşturuyor. Mikrobiyomun büyük kısmını, genellikle konakçısına zarar vermeyen ve mikrobiyomun çeşitliliğine katkıda bulunan “komensal” yani faydalı bakterilerin oluşturduğu ve 1000’den fazla bakteri türünü barındırdığı kabul ediliyor. Ancak cilt mikrobiyomundaki birçok bakteri türü kültürlenemediği için bugüne kadar yeterince araştırılamamıştı ve aslında bu sayıdan çok daha fazla türe ev sahipliği yaptığımız düşünülüyor. Yeni gelişen dizileme/sekanslama teknolojileri, bilim dünyasını büyük gizemi çözmeye yaklaştırıyor.

Ciltteki “faydalı” bakteriler antimikrobiyal faktörler salgılayıp onların çoğalmasına engel olarak ve kendileri çoğalıp onlara yer ve besin bırakmayarak hastalığa sebep olan “patojenik” bakterilere karşı rekabet ediyorlar.

Cilt mikrobiyomunda iki grubun varlığı kabul ediliyor: cildimizde rutin olarak bulunan ve düzen bozulsa da kendini yenileyebilen çekirdek mikrobiyotayı oluşturan “yerleşik mikroorganizmalar” ve çevreden kaynaklanıp dört saat ila birkaç gün ciltte kalıp sonra kaybolan geçici (turist) mikroorganizmalar.

Normal koşullar altında her iki grup da patojenik sayılmıyor ve mikro ortamı bozacak faktörler olmadıkça zararlı bir etki yaratmıyorlar. Cildin nem ve ısı seviyesi, pH seviyesi ve asidik oluşu vb. koşullara bağlık olarak öyle herhangi bir bakteri cilde tutunup burada hayatta kalmayı ve çoğalmayı da başaramıyor; ancak yerleşik florada dengesizlik oluştuğunda hastalığa sebep olan bakterilerin cilde yerleşip tutunmasına fırsat doğmuş oluyor.

Mikrobiyom Nasıl Oluşuyor?

Bir bebeğin cildi, annesinden gelen mikroorganizmalarla daha doğar doğmaz kolonize ediliyor, ancak bu başlangıç florasının çeşitliliği oldukça düşük oluyor ve doğumun gerçekleştiği ortamla benzerlik taşıyor; yani normal doğumda vajinal florayla kolonizasyon olurken Sezaryen doğumda karın bölgesindeki cilt florasıyla kolonizasyon gerçekleşiyor. Bu kolonizasyon süreci, faydalı mikroorganizmaların immün toleransının yerleşmesi için gerekiyor. Sezaryen doğumla dünyaya gelen bebeklerde mikrobiyom çeşitliliğinin daha düşük olduğu kabul ediliyor.

Emzirme döneminde de kolonizasyon süreci devam ederken bunun paralelinde, dış ortamdaki mikroorganizmalar da cildi, kafa derisini vb. kolonize ederek konakçı cilt hücreleriyle sağlıklı bir ilişki kurmaya çalışıyor. Gelişim dönemi boyunca konakçının genetiğine, hormonal değişimlerine, beslenme düzenine, yaşam tarzına ve yaşanan bölgeye bağlı değişimler göstererek mikrobiyomumuz genişliyor.

Nihayet yetişkinliğe erdiğimizde muazzam bir çeşitliliğe sahip komensal/mutualist bir cilt ve kafa derisi mikrobiyom dengesine sahip oluyoruz. Son araştırmalar, cilt mikrobiyomunun dış etkilere maruz kalmasına rağmen zaman içerisinde stabil kalabildiğini gösteriyor. Derideki mikroflora cinsiyete, yaşa, mevsimlere, etnisiteye hatta fizyolojik yaralanma ya da psikolojik kaygı ve strese bağlı değişiklik gösterebiliyor.

‘Bunun sonucunda her bir insanın cildi benzersiz olduğu gibi, kendi cildimizin farklı bölgelerindeki ya da farklı dönemlerdeki mikrobiyotamız da benzersiz oluyor. Bu nedenle mikrobiyoma “yeni nesil DNA” diyenler de var.’

Cilt pH’ı ve Mikroflora

İnsan cildinin yapısı, su tutma kapasitesi, ısı, pH ve oksijen/karbondioksit seviyeleri gibi fizyokimyasal karakteristik özelliklerinde herhangi bir değişim, cildin genel fizyolojisini etkileyebiliyor. Cilt fizyolojisinde cilt yüzeyi pH seviyesi önemli bir rol oynuyor ve Stratum Corneum (SC) tabakasındaki yağ bileşenlerinin düzeni, SC’nin su tutma kapasitesi, cilt bariyeri fonksiyonu ve cilt mikrobiyatası üzerinde belirleyici oluyor. Asidik olan cilt pH’ı belirli enzimlerin çalışması için ideal pH seviyesini sağlıyor, ayrıca cildin yerleşik mikrobiyotası için habitat oluşturuyor. Cilt ısısının vücut ısısından daha düşük, nemin az ve ortamın hafif asidik olması, mikrobiyal çeşitliliği ve popülasyon yoğunluğunu belirliyor. Böylelikle, genel olarak nötr pH seviyesinde çoğalan patojenik bakterilerin cildi kolonize etmesi önleniyor. Ayrıca araştırmalara göre ortamın alkali olması, bakterilerin cilde tutunmasını da olumsuz etkiliyor. 

İşte bu sebeple, cildin pH dengesinin korunması ve çeşitli antimikrobiyal ya da antibakteriyel ajanlarla bozulmaması, mikrobiyom dengesi ve cildin koruyucu katmanının tam olarak çalışması için son derece önemli. PH seviyesi yüksek cilt temizleme ürünleri, deterjanlar kullanmak hatta sert, kireçli suyla yıkanmak bile cilt pH’ını ve mikrobiyom dengesini bozabiliyor. Bu denge bozulduğunda “disbiyoz” oluşuyor ve akne, egzama, atopik dermatit, psoriasis vb cilt problemlerine kapı aralanıyor. Tedavi için kullanılan antibiyotikler ise iyi-kötü ayrımı yapmadan tüm bakterileri yok ediyor ve bunların aşırı ya da gereksiz kullanımı, çok ciddi bir tehlike olan antibiyotik direncini pekiştiriyor.

Mikrobiyom Dostu Kozmetik

Mikrobiyom alanındaki çalışmalardan ve biyoteknoloji alanındaki ilerlemelerden faydalanan kozmetik sektörü, bu tür cilt problemlerine çözüm olabilmesi için “mikrobiyom dostu” ürünler üzerinde çalışıyor ve bu tip ürünler giderek çoğalıyor. Ancak kullanılan bileşenler ve etkileri arasında farklılıklar olduğunu unutmamak gerekiyor.

Probiyotikler, yeterli miktarda uygulandığında konağın sağlığı için fayda sağlayan canlı mikroorganizmaları, prebiyotikler bu mikroorganizmaların besin kaynaklarını ve postbiyotikler ise bunların salgıladığı faydalı etkisi bulunan maddeleri ifade eder. Birçok marka, pazarlama amacıyla “probiyotik” ifadesini kullansa da, aslında formülasyon açısından canlı bakterilerin özellikle krem gibi su içeren formlarda, cilt sağlığına zarar vermeyecek ve probiyotikleri canlı tutacak şekilde hazırlanması çok zordur ve özel Ar-Ge çalışmaları ve teknolojileri gerektirir. Dünyada gerçekten “canlı probiyotikler” ile çalışan çok az sayıda firma var. Probiyotik etiketli ürünlerde çoğunlukla çeşitli tekniklerle etkisizleştirilmiş bakteriler yer alır ve bunlar “mikrobiyomu yeniden dengeleme” vaadini gerçekleştiremez.

Fermente içerikler, hücre bileşenleri içermeyen filtratlar ya da canlı bakteri içermeyen, hücre zarı yok edilip içeriği alınmış fermente lizatlar probiyotik olarak kabul edilmez, bunlar Prebiyotik ya da Postbiyotik kategorisine girer. Bu içeriklere sahip ürünler ciltteki faydalı bakteriler için besin kaynağı oluşturur; ayrıca cilt bariyerini güçlendirmek, cildin nem seviyesini yükseltmek, seramit üretimini tetiklemek, antibakteriyal ve antimikrobiyal etki sağlamak gibi işlevlerle de cilt sağlığına katkıda bulunabilirler. Fermentasyon sürecinden geçen içerikler daha küçük moleküllere ayrıldığı için cilde nüfuz etme kapasiteleri de artırılmış olur.

Dünyada cilt bakımı ürünlerinde canlı probiyotikler kullanıp bunları tüketicinin kullandığı zamana dek canlı tutmayı başaran az sayıdaki firmadan biri Belçikalı YUN Probiotherapy. YUN ürünlerini Türkiye’de sadece, onları keşfedip ülkemize getiren Welcometoclub platformundan, dilerseniz öncesinde bir dermatologla online konsültasyon gerçekleştirip size uygun ürünü belirledikten sonra satın alabiliyorsunuz. Haftaya, YUN Probiotherapy’nin hikâyesini, markanın Bilimsel Çalışmalardan Sorumlu Yöneticisi (CSO) Ingmar Claes’ten dinleyeceğiz. Bir dahaki sayıya kadar, kendinize ve cildinize iyi bakın!

İlgili Bültenler
Temizleyiciniz Neden Rutininizin En Önemli Ürünü?

28.04.2022

Cilt sağlığına giden yolda bakım rutininin başlangıcı ve en önemli adımı cilt temizliğidir. 

Temizlik, cilt temizliği

Güneş kremlerini nasıl uygulamalıyız?

24.05.2022

Sabah cilt bakım rutinimizde temizlik, serum ve nemlendirici adımlarından sonra dördüncü sırada güneş koruyucusunun geldiğini biliyoruz, ama uygulama ve yenileme aşamalarında kafalarda çok sayıda soru işareti belirebiliyor. WTC Bülten'de bu hafta olası sorulara yanıt vermeye çalıştık.
 
Güneş kremini;
* hangi sırada uygulamalıyız?
* ne kadar ürün kullanmalıyız?
* SPF içerikli nemlendirici ya da fondöten kullanabilir miyiz?
* nasıl gün içinde yenileme yapmalıyız?
* cildimizden nasıl temizlemeliyiz?
 
 

güneş kremi, UV radyasyonu, SPF, UV koruması, güneş filtreleri, mineral filtre, kimyasal filtre

Filtresiz Kasım / Akne

16.11.2021

Bir ergen ya da yetişkin olmamıza bakmadan, herhangi bir zamanda karşımıza çıkabilen akneyi, insanların %82’si hayatlarının bir döneminde tecrübe ediyor.

filtresiz kasım, akne