Facebook
Anasayfa WtC Bülten Güneşin cildimize etkileri
10.05.2022

Güneşin cildimize etkileri

Başta D vitamini senteziyle kalsiyum dengesini sağlayarak kemik gelişimi ve sağlığı ile ruh sağlığı üzerinde olumlu etkileri olan güneşin, ne yazık ki insan cildi üzerinde olumsuz etkileri daha çok. Kısa vadeli etkileri ciltte eritem (kızarma ve acı hissi), tahriş ve nihayetinde bronzlaşmayla hücre ve doku hasarına yol açarken, geri döndürülemez ve kötü huylu olan uzun vadeli etkileri de var. Güneşe maruz kalmak günümüzde erken kırışma ve birçok cilt kanseri türünün muhtemel sebebi olarak görülüyor. 

Güneşin radyasyon spektrumunun 400-700 nanometre arası görünür güneş ışığını temsil eder. Bunun üzerine çıkıldığında kızılötesi (infrared) radyasyon (IRR ve IRA), 400 nm altına inildiğinde ise ultraviyole radyasyon (UVR) alanına girilir. Güneşin bu görünür ve görünmez ışınlarına maruz kalmak, insan cildine anlık ve uzun vadeli olarak birçok zarar verir. 

Bu nedenle, güneşten korunmak giderek önem kazanıyor. Mayıs ayının dünya genelinde “Cilt Kanseri Farkındalık Ayı” olarak belirlenmiş olması nedeniyle, WTC Bültende bu haftadan itibaren güneş koruması konusunu farklı yönleriyle ele alacağız. Bu serinin ilk bülteninde UV radyasyonuna ve UV ışınlarının cildimize olan etkilerine genel hatlarıyla bakacağız.  

UV Radyasyonu:

UV radyasyonu, Dünya’nın yüzeyine ulaşan toplam güneş radyasyonunun yaklaşık %5’ini temsil eder. Güneş ışınları atmosferden geçerken, UVC ışınlarının tamamı ve UVB ışınlarının %90’ı; ozon tabakası, su buharı, oksijen ve karbondioksit tarafından emilir. UVA ışınları atmosferden daha az etkilenir. Bu nedenle, Dünya’ya ulaşan UV radyasyonunun büyük kısmı (yaklaşık %95’i), UVA’dan ve %5 kadarı UVB ışınlarından oluşur.   

UVC ışınları:

UVC ışınları 100-280 nm dalga boyuna sahiptir ve ozon tabakası tarafından bloke edilerek Dünya’ya ulaşması engellenir. Ozon tabakasının aldığı hasar, en büyük kanserojen etkiye sahip olan bu ışınların Dünya’ya erişimini artıracağı için insan yaşamı için çok tehlikelidir.  

UVB ışınları:

UVB ışınları 280-320 nm aralığında, kısa dalga boyuna sahiptir. Bu ışınların yaklaşık %70’i Stratum Corneum (SC) tabakası tarafından emilir, %20 kadarı epidermis katmanlarına kadar nüfuz edebilir ve genel olarak bazal tabakada durur. Yüksek enerjiye sahip olan UVB radyasyonu, kızarıklık olarak algılanan akut cilt hasarı olan güneş yanığının başlıca sebebidir ve özellikle 307 nm, eritem oluşturmak için en etkili dalga boyu olarak belirlenmiştir. Ayrıca cilt kanseri gelişiminde de önde gelen faktörlerden biri olarak tanımlanmıştır. UVB ışınlarının yoğunluğu; mevsime, lokasyona ve zamana bağlı olarak değişim gösterir.   

UVA ışınları:  

UVA ışınları 320-400 nm dalga boyuna sahiptir. Dalga boyu daha uzun olduğu için, UVA ışınları kısmen SC tarafından emildikten sonra %20-30 kadarı cildin daha derinlerine nüfuz edip dermisin derinliklerine kadar inebilir. Bu ışınlar UVAII (320-340 nm) ve UVA I (340-400nm) olarak kendi içinde ikiye ayrılır. UVA ışınlarının %75’ini UVA I ışınları oluşturur. Kısa vadede, UVA radyasyonu bronzlaşmaya yol açar ve  ister iç mekanda ister dış mekanda olsun, bronzluk zaman içinde kümülatif hasara sebep olur ve fotoyaşlanma, yani ışığa bağlı yaşlanmaya yol açar. UVA ışınlarının gün boyunca ve yılın her günü aynı enerji seviyesini koruduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle kış günlerinde de, sabahın erken saatlerinde de, akşam üzeri de aynı hasar etkisine sahiptir ve dört mevsimde de UVA ışınlarından eşit seviyede korunulması gerekir. 

  

UVB Radyasyonunun etkileri

UVB ışınlarının akut güneş yanığının ve bronzlaşmanın başlıca sebebi olmanın yanı sıra bağışıklık baskıladığı, genetik mutasyona yol açtığı ve kanserojen etki yaptığı da uzun süredir biliniyor. UVB radyasyonunun büyük kısmı epidermis ve keratinosit DNA’sı tarafından emildiği için DNA, UV hasarının açık hedefi halindedir. Hücresel onarım ve apoptoz adı verilen programlı hücre ölümü mekanizmaları zarar görür ve geri döndürülemez hücre hasarı başlar.   

Bu ışınların cilde ulaşmasının ani sonucu, cildin kızarması ve keratinosit hücrelerinin aşırı çoğalmasıyla en dıştaki Stratum Corneum (SC) tabakasının kalınlaşmasıdır. Bu durum vücudun, epidermis üzerindeki UVB etkisini azaltmak üzere savunma tepkisidir. SC’nin ani kalınlaşması epidermis hücrelerinin arasını dolduran lipitlerde yapısal bozulma yarattığı için derimizden transepidermal sıvı kaybı (TESK) artar ve hasarlı SC katmanı birkaç hafta içinde soyularak ya da dökülerek cilt yüzeyinden atılıp yenilenir. UVB kaynaklı eritem, yani güneş yanığı, doza bağlı olarak 6-24 sa içinde en yüksek seviyeye ulaşır ve bir gün kadar sonra azalır, fakat görünür tabakanın altındaki cilt hasarı zaman içinde birikir. Bu da çeşitli cilt kanseri türlerinin gelişimine yol açabilir. Bunun yanı sıra, UVB hem melanin üretimini hızlandırdığı için bronzlaşmayı ve leke oluşumu riskini artırır hem de Langerhans hücrelerinin azalmasına yol açtığı için bağışıklık baskılayıcı etkileri vardır. İmmün yanıtın baskılanması cilt kanseri oluşumunda büyük bir risk faktörüdür.  

UVA Radyasyonunun etkileri

UVA radyasyonu uzun süredir fotoyaşlanmanın başlıca sebebi olarak kabul ediliyor, ama yakın zamana kadar kansere sebep olmadığı düşünülüyordu. Ancak geçtiğimiz birkaç onyılda yapılan çalışmalar, UVA ışınlarının, birçok kanser türünün geliştiği bazal tabakada keratinositlere zarar verdiğini gösterdi. Dolayısıyla, uzun vadede UVA ışınları da cilt kanseri gelişimine katkıda bulunabilir, hatta bunu tetikleyebilir.  

Ciltte UVA kaynaklı renk değişimi, mevcut melaninin ışığa bağlı oksitlenmesiyle başlar ve buna “Immediate Pigment Darkening” (IPD) yani ani pigment koyulaşması adı verilir. Bu renk değişiminin bir kısmı güneş teması kesildikten 1 saat kadar sonra açılır. Bunu takiben yeniden UVA ışınlarına maruz kalındığında, yine melaninin foto-oksidasyonuna bağlı daha kalıcı bir koyulaşma başlar ve buna da “Persistent Pigment Darkening” (PPD) yani kalıcı pigment koyulaşması adı verilir. Bu renk koyulaşması, alınan UVA dozuna bağlı olarak birkaç gün ya da hafta boyunca gözlemlenebilir.    

Bunun yanı sıra, hem UVB hem de UVA ışınlarının bağışıklık baskılayıcı etkileri vardır ve bu da cilt kanseri gelişimine zemin oluşturabilir. Foto-hassasiyet tepkileri de öncelikle UVA ışınları tarafından tetiklenir. Solaryum merkezlerinde UVA ışınları kullanılır ve buralarda kullanılan lambalar güneşin yaklaşık 12 katı kadar UVA radyasyonu yayar. Bu nedenle solaryuma girmek cilt kanseri gelişimi riskini önemli ölçüde artırır ve bu risk, 25 yaş öncesinde maruz kalındığında daha da büyüktür.  

Serbest radikal hasarı

Cilde çarpan ve alt katmanlara kadar nüfuz edebilen ışınlar birtakım biyokimyasal tepkimeleri devreye sokarak, “reaktif oksijen türleri” (ROS) olarak da bilinen “serbest radikalleri” açığa çıkarır. Düşük UVB dalga boyundan kızılötesi A (IRA) boyutuna kadar tüm güneş radyasyonunun serbest radikal oluşumunda rol oynadığı düşünülüyor. Elektron açığı olan serbest radikaller, bu açığı kapatmak için lipitler, proteinler ve nükleik asitlerle tepkimeye girip hasara yol açarlar. Serbest radikallerle mücadele etmek ve onları etkisiz halde getirmek, cildin birçok içsel enzimi ve başta glutatyon redüktaz ve katalaz olmak üzere doğal antioksidan deposunun boşalmasına sebep olur ve bu durum, “oksidatif stres” olarak tanımlanır. UV kaynaklı foto-hasarın yaklaşık %50’si serbest radikal oluşumundan kaynaklanır. Serbest radikaller ayrıca DNA’yı değiştirip nihayetinde cilt kanserine de yol açabilir. Deride bulunan içsel antioksidanları desteklemek üzere topikal antioksidanlar ve gıda yoluyla antioksidan takviyesi de çok önemlidir.  

Dokusal değişimler 

Kronik şekilde UV ışınlarına maruz kalmak nedeniyle hem epidermiste hem de dermiste değişimler meydana gelir. Cildin yapıtaşlarından olan kolajen, Matriks Metalloproteinaz (MMP) enzimleri tarafından parçalanırken, dermis yüzeyinde anormal bir elastin lif birikimi yaşanır ve solar elastoz adı verilen doku hasarı oluşur. Bununla beraber, kollajen üretiminden sorumlu fibroblastlar da bozunmaya başlayarak daha az kollajen üretir hale gelirler.  

UV radyasyonuyla hücre hasarının meydana geldiği bir diğer yol ise hücre zarı lipitlerinin lipit peroksit oluşumu sebebiyle peroksidasyondur ve zarın yapı ve görevlerinde bozulmalara yol açar.  

Tıpkı eskimiş bir yaylı yatağın bozulması gibi, cilt yüzeyi de içten alınan bu hasarla bozulur; girintiler, çıkıntılar, çöküntüler, sarkma, renk bozuklukları, doku bozuklukları ortaya çıkar. Üstelik vücudumuz ergenlikten sonra fonksiyonel elastin üretmeyi bırakıyor ve kollajen seviyemiz de 25 yaşından sonra her yıl ortalama %1 azalıyorken, zaten sınırlı olan kaynaklarımızı, güneş nedeniyle daha hızlı kaybeder hale geliriz. 

 

İlgili Bültenler
Filtresiz Kasım / Hassasiyet

30.11.2021

#filtresizkasım iletişimimiz süresince Leke” konusuyla başladığımız, Akne” ve Kırışıklık” konularıyla devam ettiğimiz paylaşımlarımıza, Hassasiyet” le noktayı koyuyoruz. Mükemmel cildin olmadığı; hedefin sağlıklı bir cilt yolculuğu olması gerektiğini aktarmaya çalıştığımız bu yazı dizimizde cilde, cildin çalışma prensiplerine ve kişiselliğine yaptığımız vurgular, umarız yerlerine ulaşmıştır.

filtresiz kasım, hassas cltler

Güneşin cildimize etkileri

10.05.2022

Başta D vitamini senteziyle kalsiyum dengesini sağlayarak kemik gelişimi ve sağlığı ile ruh sağlığı üzerinde olumlu etkileri olan güneşin, ne yazık ki insan cildi üzerinde olumsuz etkileri daha çok. Kısa vadeli etkileri ciltte eritem (kızarma ve acı hissi), tahriş ve nihayetinde bronzlaşmayla hücre ve doku hasarına yol açarken, geri döndürülemez ve kötü huylu olan uzun vadeli etkileri de var. Güneşe maruz kalmak günümüzde erken kırışma ve birçok cilt kanseri türünün muhtemel sebebi olarak görülüyor. 

güneş, UV ışınları, UVB, UVA, güneş kremi, cilt kanseri, güneşten korunma, erken yaşlanma, bronzlaşma

Sadeleşme

7.12.2021

Size de cilt bakım rutinimizi oluştururken sonsuz seçeneğe sahibiz gibi görünmüyor mu? Etkili ve popüler içerikler, birbirinden güzel ambalajlamalar, kampanyalar ve hemen hepsinin bizlere sunduğu harika başarı öyküleri. Sanki dolaplarımız, bitirilmemiş ve istediğimiz sonuçlara ulaşamadığımız, yarım kalmış peri hikâyeleriyle dolu değilmiş gibi. Peki, bunca müthiş seçenek içerisinde biz tüketiciler yolumuzu nasıl bulacağız? Gerçekten daha çok olan daha iyi midir?

yeni yıl, sadeleşme, arınma, küçülme