Anasayfa WtC Bülten Sirkadiyen Işıklandırma
20.04.2021

Sirkadiyen Işıklandırma

Sirkadiyen Sağlık
  1/3 Sirkadiyen Uyku
  2/3 Sirkadiyen Işıklandırma
  3/3 Sirkadiyen Diyet

Sirkadiyen Sağlık yazı dizisinin ilk konusu olan Sirkadiyen Uykudan sonra ikinci yazımız Sirkadiyen Işık konusuyla karşınızdayız. Çocukluk dönemlerimizde ailelerimizin iyi bir gelişim ve sağlıklı bir hayatın temelleri için uyuma, yemek yeme, oynama gibi günlük faaliyetlerimiz üzerinde -bazen biraz da zorlayıcı- aldığı kararlar hemen hemen hepimizde “Bir büyüyeyim, işte o zaman istediğimi yapacağım.” Şeklinde bir geri tepmeye neden olmuştur herhalde. Şimdi, Sirkadiyen Sistem hakkında bilimin bize öğrettikleriyle ailelerimizin -belki de farkında olmayarak- tam bir bilim insanı gibi davrandıklarını gözlemleyebiliyoruz. Umarız derin ve karmaşık bir konu olan Sirkadiyen sağlık, hayatlarınızda dönüştürücü bir rol oynayarak sizlere ve sevdiklerinize daha sağlıklı ve mutlu bir hayatın kapılarını aralamanızda yardımcı olur.

Şimdi, eğer hazırsanız modern hayatlarımızda göz ardı ettiğimiz ve unuttuğumuz köklerimize doğru yola çıkmanın tam zamanı. Keyifli okumalar.

Daha evvel sirkadiyen ışıklandırmadan haberdar oldunuz mu bilmiyoruz ama aslında wellness dünyasını 2020’deki sıcak başlıklarından birisiydi bu konu. Artık,  her geçen gün daha fazla insan evlerinde sirkadiyen ışıklandırma sistemlerini kullanıyor ya da en azından daha ucuz bir yol olarak alışkanlıklarını sirkadiyen sistemine göre güncelliyor; çünkü ışık ve ışığın sağlık üzerine etkileri alanında yapılan bilimsel çalışmalar sayesinde durumdan artık çok daha fazla haberdarız.

2017 yılında bir grup bilim insanı, saat genlerinin günlük ritimlerimizi nasıl kontrol ettiklerine dair buluşlarıyla tıp alanında Nobel Ödülü’ne layık görüldü. Birçok sirkadiyen geninden biri olan PER adındaki periyot geninin, sadece uyuyacağımız zaman üzerinde değil; ama kalp atış hızımız, kan basıncımız, bağışıklık sistemimiz, metabolizmamız, vücut ısımız, hormonlarımız ve ruh halimiz üzerinde dahi söz sahibi olduğu ortaya çıkartıldı. Bu çığır açan araştırma, sirkadiyen sistemin gezegenin 24 saatlik dönüşü ile günlük biyoritmimizi senkronize etmeyle ne kadar ilişkili olduğunu ve vücut süreçlerimizi günün farklı zamanlarına mükemmel bir hassasiyetle uyarlayan bir iç saat tarafından nasıl yönetildiğimizi gösterdi.

Öte yandan, bu mükemmel sisteme ve yüz milyon yıllar alan doğal evrime inat, sirkadiyen ritmimiz modern hayatın gittikçe artan dayatmaları sebebiyle bozuladursun bizler; daha yüksek bir obezite riskinden diyabete, bazı kanser tiplerinden kalp rahatsızlıklarına, depresyonlardan bağırsak sorunlarına, alerjilerden erken yaşlanmaya kadar geniş bir yelpazedeki olumsuzluklarla karşı kaşıya bırakıldığımızı, ışığın yaşlanma ve sağlıklı hayat üzerindeki etkilerinin ölçüldüğü 650’den fazla bilimsel çalışmaya borçluyuz.

Doğal olmayan ışığa maruz kaldığımız her an, iç saatlerimiz bir şeylerin doğru gitmediğine dair raporlamalarına devam ediyorlar. “Işıklar açık, sistemi kapatma!” Bu sebeple sirkadiyen ışıklandırma alanında ortaya çıkan çözümler de teknoloji sayesinde hayatlarımıza her geçen gün yumuşak bir geçiş yapmaya hazırlanıyor. Uygulama üzerinden, bluetooth vasıtasıyla ya da Wi-Fi kontrollü LED ışık sistemleri sayesinde daha fazla ev, otomatik bir şekilde kendisini gece / gündüz renk sıcaklıklarına ve parlaklık seviyelerine ayarlıyor. Henüz 2017 yılında 400 milyon Dolarlık bir hacmi olan sirkadiyen ışık pazarının 2024 itibariyle 4 milyar Dolarlık bir hacme ulaşması bekleniyor; çünkü artık insanlar kendi iyilik ve sağlık halleri için çok daha fazlasını harcamaya hazırlar. Öyle ki, güneşin anlık konumunu takip ederek gerçek güneş ışığını taklit eden ev aydınlatmaları sayesinde beyinlerimizin ışığa doğal tepkiler vererek günlük üretkenliğimizin artırılması hedefleniyor. Farklı odalar için farklı sirkadiyen aydınlatma seçenekleri sunan bu ürünler aynı zamanda yaşayan kişilerin alışkanlıkları, yaşları ve dünya üzerinde nerede yaşadıkları göz önünde bulundurularak da kişiselleştirilebiliyor. Aslında bu kadar da teknoloji merkezli olmamıza ve masrafa gerek yok. Gerçekte çok basit olan; fakat bizler için sanki aşılması imkansız dağlarmış gibi önümüzde dimdik duran birkaç düzenlemeyle doğal işleyişimize yaklaşabiliriz ve erken yaşlanma habercilerini kapının dışarısında biraz daha uzun tutabiliriz.

Nasıl mı?

Mavi ışıktan zengin gündüzlere, karanlıktan yatma saatine kadar olan zamanda olabildiğince loş ve kırmızı ışıktan zengin alanlara ve karanlık uyuma ortamlarına ihtiyacımız var.

  • Gün içerisinde -gökyüzünde güneş gözükmese dahi- dışarıda zaman geçirmeye çalış.
  • Havanın kararmasından yatma saatine kadar doğal olmayan ışıkla iletişimini olabildiğince azalt. Kendine, loş ve kırmızıya kaçan ortamlar yarat.
  • Yattığın yerin olabildiğince karanlık olmasını sağla. Sana küçük bir ipucu, yattığın ortamda gözlerini açtığında hiçbir şey göremiyorsan doğru ortamdasın demektir. Olabildiği kadar bu ortama yakınlaşma çalış.
  • Uyku vaktinin ışıktan kaçınmak olduğunu ve uyku vaktinden önce cihazlarımızdan kopmamız gerektiğini yeniden öğrenmek zorundayız. Daha derin yönlendirmeler için Sirkadiyen Uyku yazımıza bir göz atabilirsin.

Her ne kadar eskisine göre daha uzun yaşıyor olsak da amacımız, yaşlanma belirteçlerinin olabildiğince daha geç karşımıza çıkmasını sağlamak. Evet, bir fanusta yaşamıyoruz; ama bu hiçbir önlem alma şansımızın olmadığı anlamına gelmiyor. Bunların hepsini daha önceden biliyorduk; fakat modern hayatlarımız yeteneklerimizi köreltti. Şimdi, bilimin de yardımlarıyla bu bilgileri tekrardan hatırlamalı, daha sağlıklı ve uzun bir hayat için tekrardan uygulamaya koymalıyız. Alışkanlıklarımızdaki küçük değişikliklerin hayat kalitemizde büyük değişimler yaratacağını unutmamalıyız. Kalçalar gibi, bilim de yalan söylemez!

Jennifer Lopez ve WTC Ekibi

 

İlgili Bültenler
Karantina Döneminde Cildimiz

15.09.2021

Bir yılını geride bırakmış olduğumuz karantina döneminde, bir çok şeye alıştık; ama bu cildimize olanlar da nesi?

Karantina, Covid, Covid-19, Pandemi

Sadeleştirilmiş Cilt Bakım Rutini, Az Bazen Daha Çoktur!

20.09.2021

Cilt bakımı rutinimizi oluştururken galiba sonsuz seçeneğe sahibiz. Nasıl bir temizleyici tercih edersiniz? Köpürsün mü; yoksa köpürmeyeninden mi olsun? 

sadeleşme, cilt bakım rutini